Aylak bir “pazar günü”

Haziran 19, 2021 0 Yazar: admin

Bilgisayarım kendi özgür iradesi ile güncelleme yapmış. Eski anıların bir kısmını çöp kutusuna atarken bana yaşamı kolaylaştırmak adına güncel hava durumunu gösteren bir ikon yerleştirmiş görev çubuğunun sağ köşesine. Minnettarım kendisine, çok düşünüyor beni.

Demek ki şuan dışarıda hava 24 derece ve oldukça “Güneşli”. Ancak evin içi hakkında hiçbir fikri olmasa gerek bilgisayarın. Yakında onun için de telefonda bir “SiRi” sesi duymaya başlarız. “Klimanı açayım mı Ali? Klimanı …… dereceye getireyim mi Ali? Bugün sıcak mı soğuk mu hissetmek istersin Ali?” gibi sorular yakındır. Gerçi Siri’nin mikroklima ayarı yaptığı postmodern evler uzun zamandan beri var lüks hayat evrelerinde. Sadece bize yok, orta sınıfın kendisi açsın kapasın klimasını. İşçi sınıfı telefon alabiliyorsa şükretsin. Siri ile sohpet etmek de neymiş…

Bugün günlerden çok aylak bir pazar günü: Çıktım dolaştım şöyle en güzelinden. Önce yatak odasında gezdim. Pencenin hava geçiren eğik köşesinden baharın en güzel esintilerini derin derin soludum. Pimapencinin kulaklarını çınlattım. Sonra giysi dolu gardıropun içini inceledim. Eski anılarımın üzerinde leke, çizik ve tiftik olduğu tişörtlerimle iki lafın belini kırdım. Bana çok hızlı ve dikkatsiz yemek yediğimi ve dengesiz yürüyüşler yaparak çok sık kapı koluna vs takıldığımı anlattılar. Çok şey biriktirmişler. Hele birisi var ki işyerinde kahve içmekten bıkmış. Uyku düzenimden de şüpheli imiş çünkü 48 saat aralıksız giyilmekten usanmış. Yorgunluktan bitap düştüğü için emekliliğe ayrılmayı talep etti. Ben de SGK’nın gerekli dilekçelerini doldurması gerektiğini söyledim. Bakalım ne yapacak.

Bir diğer grup kot pantolonları: Hiç acımam yokmuş, hiç değer bilmiyormuşum, çok dikkatsizmişim. Bugün iyice azarlanma günüm herhalde ama mühim değil. Bugünler de gelir geçer. Yarın öbür gün yeni arkadaşlar getirdiğimde yalvarırlar kendilerini terk etmemeyim diye. Keser döner sap döner gün gelir hesap döner.

Neyse,

Yatak odasından sonra mutfağı ziyaret etmek istedim. Buzdolabı son bir senedir en iyi arkadaşım. Ne kadar alırsa o kadar da veriyor, ne eksik ne fazla. Pandemi günlerinde kendisine türkü söylediğim bile oldu. Karşılıklı alış verişlerimizin neticesinde 10 kilo kadar bir fazlalığa sahip oldum. Bu yoğun buluşmalarımızdan ötürü altı ay önce kalbi teklemişti ama neyse ki terk etmedi beni. Karşısında duran ve gece ışıklar sönünce dertleştiği kahve makinesi ile az dedikodumu da yapmamıştır tombik herif ama canı sağ olsun, bana asla sırtını dönmedi. O kahve makinesi yok mu o, vakitli vakitsiz çalışmaktan yoruldu bir dönem; SOS sinyalleri veriyordu. Gözyaşları içinde yetkili servisi ziyaret etmek zorunda kaldı. İçini dışına getirdiler garibimin ama o da vefalı arkadaşmış: Geri dönmesini bildi. Tekrar bir araya geldiğimiz için hemen sohbete başladık. Biri mis kokulu bir kahve diğeri de buz gibi soğuk su ikram etti. Her ikisine de sevgimi dile getirip balkona geçtim. Gezintimin son durağı olan mekanda sandalyeye acımadan oturuverdim.

Sadık dostlar…

Hiç eksik olmaz kitap ve kalem balkondaki masada. Bazen 3 ay da sürse bir kitabın bitişi, kalem kitabın en sadık dostudur bu masanın üzerinde. Her zaman yan yanadır bu ikili. Kalem bazen çizikler atar ona. Bazen karalar. Bazen küçük notlar yazar. Bazen de duygularımı kitaba olduğu gibi aktaran elçi gibidir: Kitabın boşluğu büyük sayfaları benden saçmalıklar ile doludur. Bundan ötürü çevreme ödünç kitap verirken dikkatlice sayfaları incelerim herhangi bir sıkıntıya neden olmasınlar diye.

Masada kitap-kalem ikilisi ile buluşunca gezintimin sonuna geldiğimi anladım. Aslında uzun bir gezi olmadı ama yoruldum şimdiden. En iyisi oturup okumak. Herkese iyi okumalar dilerim.

NOT: Yusuf Atılgan’ın “Aylak Adam” isimli kitabını bitirdim bugün. Kısa bir süre sonra kitap hakkında yazacağım.